Dünyanın önde gelen ekonomileri olan ABD, Avrupa ve Japonya'da enflasyon endişesiyle faiz artırımı beklentileri güçlenirken, Türkiye 10 ayın ardından ilk kez faiz indirimine gitti. Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası, Ocak 2026'da politika faizini yüzde 38'den yüzde 37'ye düşürmüştü. Şubat sonunda patlak veren İran savaşının ardından ise faiz indirimlerine ara vermek zorunda kalmıştı.
Son aylarda enflasyonun beklentilerin altında seyretmesi ve Eylül sonunda yıllık enflasyonun yüzde 30'un altına gerilemesiyle birlikte, Para Politikası Kurulu toplantısından 100 baz puanlık indirim kararı çıktı.
Yeni faiz oranları şu şekilde belirlendi:
- Politika faizi: Yüzde 36'ya indirildi
- Gecelik vadede borç verme faiz oranı: Yüzde 40'tan yüzde 39'a düştü
- Gecelik vadede borçlanma faiz oranı: Yüzde 35,5'ten yüzde 34,5'e geriledi
Merkez Bankası, karar sonrası yaptığı açıklamada, son verilerin ve öncü göstergelerin enflasyondaki gerilemenin sürdüğüne işaret ettiğini belirtti. Ancak jeopolitik gerilimlerin canlılığını koruması nedeniyle yüksek enerji fiyatlarının enflasyon görünümü üzerinde oluşturduğu yukarı yönlü risklerin devam ettiği vurgulandı. Bundan sonraki adımların büyüklüğü ve zamanlamasının "enflasyon görünümü odaklı, toplantı bazlı ve ihtiyatlı" bir yaklaşımla belirleneceği kaydedildi.
Ne var ki faiz indirimi, Türkiye piyasalarında beklenen heyecanı yaratmadı. Küresel gelişmelerin de etkisiyle BIST-100 endeksi gün içinde yaklaşık yüzde 2,5 değer kaybetti.
Petrol ve kur tehdidi masada
Ekonomi İstanbul Platformu Başkanı Prof. Dr. Sinan Alçın, 2026'ya faiz düşürme iştahıyla başlayan Merkez Bankası'nın İran savaşı nedeniyle yılın neredeyse tamamında faizleri sabit tutmak zorunda kaldığını hatırlattı. Eylül ayında yıllık enflasyonun yaklaşık 5 yıl aradan sonra ilk kez yüzde 30'un altına gerilediğine dikkat çeken Alçın, reel kesimdeki durgunluğun ve nakit akışı sıkıntılarının Merkez Bankası'nı yıl sonuna kadar politika faizini yüzde 35'e indirmeye teşvik ettiğini söyledi. Alçın'a göre Aralık'ta yılın son faiz kararında da 1 puanlık bir indirim gelebilir.
Kısa vadede 100 baz puanlık indirimin şirketler açısından ciddi bir rahatlama sağlamasının zor olduğuna işaret eden Alçın, 2027 yılının başında 125 dolar seviyelerine çıkabilecek petrol fiyatları nedeniyle Türkiye'de enflasyonun yeniden yükselişe geçmesinin güçlü bir olasılık olduğunu belirtti.
Önümüzdeki aylarda dolar kurundaki artışın hızlanabileceğini de dile getiren Alçın, şu değerlendirmelerde bulundu:
"TL'nin dolar karşısındaki değer kaybının doğal değerlere doğru yaklaştığını görebiliriz. Bu, kur geçişkenliği riski nedeniyle enflasyon üzerinde tetikleyici etki yaratabilir. Öte yandan seçimler 2028'de yapılacak olsa bile, 2027'nin en azından son yarısında enflasyonla mücadele yerine genişlemeci politikalara geçiş görülebilir. Dolayısıyla enflasyon yüzde 29'lara gerilemiş olsa bile, 2027 yılında yeniden artış trendine girebileceğini görebiliriz."
Tüketici güveninde sert düşüş
Eylül ayında bazı fonlarda ortaya çıkan sorunların kamuoyuna yansımasıyla başlayan fon krizi, kısa sürede tüketicilerin ekonomiye ilişkin beklentilerini olumsuz etkiledi.
Ekim ayına ilişkin tüketici güven endeksi verilerine göre:
- Eylül'de 91,9 olan endeks değeri Ekim'de yüzde 7,7 azalarak 84,8'e geriledi ve son 9 ayın en düşük seviyesini gördü
- Mevcut dönemde hanenin maddi durumu endeksi 68,3'e düştü
- Gelecek 12 aylık hanenin maddi durum beklentisi endeksi 86,4'e indi
- Genel ekonomik durum beklentisi endeksi 81,7'ye geriledi
- Dayanıklı tüketim mallarına harcama düşüncesi endeksi 102,7'ye düştü
Endeks değerinin 100'den küçük olması tüketicilerin ekonomiye "kötümser" baktığını gösteriyor.
"TCMB'nin enflasyon üzerinde etkisi kalmadı"
Finans piyasalarında danışmanlık hizmeti sunan bir kurumun Baş Stratejisti Dr. Atahan Çelebi, tüketici güvenindeki bozulmanın tek nedeninin fon krizi olmadığını ancak yaşanan gelişmelerin bireylerin birikimlerinde ciddi bir düşüşe yol açtığını belirtti.
Orta ve üst sınıfların servetlerinde milyarlarca doları bulan kayıpların ekonomiye bakışı olumsuz etkilediğini dile getiren Çelebi, "Yalnızca servet kayıpları değil, vatandaşın hukuk sistemine ve ekonomideki genel gidişata olan güvensizliği de etkili oluyor. Tüketici güven endeksi ile dönemin iktidarının oy oranı arasında her zaman belirli bir korelasyon olmuştur" diye konuştu.
Çelebi, böyle bir dönemde faiz indiriminin doğru bir adım olmadığını savunarak şu görüşleri paylaştı: "Enflasyonun düştüğünden tam emin olmadığınız bir süreçte, küresel olarak faizlerin yeniden artabilme ihtimalinin olduğu bir ortamda en azından faiz oranının sabit kalması gerekirdi."
2020-2022 dönemindeki yanlış politikalar sonucunda enflasyonun kontrol dışına çıktığını hatırlatan Çelebi, "Sonrasında para politikasının enflasyon üzerindeki baskısı ortadan kalktı. Durgunluk fiyat artışlarını frenleyebilir ancak Merkez Bankası'nın para politikası uygulamasının enflasyon üzerindeki etkisi artık tartışmalı hale geldi" değerlendirmesinde bulundu.
Fon soruşturması ekonomiyi etkiler mi?
Fon soruşturmaları nedeniyle sermaye piyasalarına ilişkin güven kaybının genel ekonomik gidişatı etkileyip etkilemeyeceğine ilişkin soruya Prof. Dr. Sinan Alçın, "Evet etkileyebilir. Bu nedenle tüm gelişmeleri dikkatle takip etmek gerekiyor" yanıtını verdi.
Fon ve hisse piyasasında yaşanan büyük kayıpların hem şirketlere hem de gündelik ekonomik yaşama olumsuz etkilerinin yavaş yavaş ortaya çıktığını belirten Alçın, sanayi üretim beklentilerinin ve tüketici güvenindeki zayıflamanın bu süreçten olumsuz etkilendiğini söyledi:
"Mesele sadece fon krizinin yarattığı algı değil; bu fonlara veya Borsa İstanbul'da değer kaybeden hisselerde yatırımı olan yüzbinlerce kişinin harcama iştahı azalmış durumda. Bu da günün sonunda ekonomide durgunluk yaratacaktır."
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!