Ankara Tren Garı önünde 10 Ekim 2015'te düzenlenen ve 104 kişinin yaşamını yitirdiği, 500'ün üzerinde kişinin yaralandığı katliamın üzerinden tam 11 yıl geçti. IŞİD üyesi iki canlı bombanın gerçekleştirdiği saldırıda yaralananlar ve ölenlerin yakınları, geçen süre boyunca neler yaşadıklarını anlattı.
Garda düzenlenen katliamla ilgili ceza davası, firari IŞİD'li sanıklar yönünden hâlâ Ankara'da sürerken; olayda ihmal bulunduğu iddia edilen kamu görevlileri ise bugüne kadar yargı önüne çıkarılamadı. 16 firari sanıktan 14'ü hâlâ yakalanamadı.
Cafer Altun: Rüyalarım bile değişti
Katliam sırasında sağ bacağını kaybederek ampute olan Cafer Altun, o gün 24 yaşındaydı ve bugün 35'ine ulaştı. Hayatının en güzel ve en verimli olması gereken yıllarının önemli bölümünü hastanelerde, ameliyathanelerde ve rehabilitasyon merkezlerinde geçirdiğini belirtiyor.
Altun, geçen yıllar içinde rüyalarının şeklinin bile değiştiğini anlatıyor: "Daha önceleri bütün rüyalarımda koşabiliyordum" diyerek şimdi ise rüyalarında sendeleyerek yürüdüğünü söylüyor.
Altun, katliamın izlerini hâlâ bedeninde taşıyor: "Vücudumda 18 tane şarapnel parçasını taşımaya devam ediyorum. Birkaç ameliyat geçirmeme rağmen kulaklarımdaki çınlama gitti. Bir gözümde hâlâ ağrı ve görme kaybı var. Ağrılarımı, sancılarımı ve yorgunluğumu saymazsak iyiyim. Hayata tutundum."
En çok zorlayan şeyin ayağını kaybettikten sonra bir daha futbol oynayamayacağını düşünmek olduğunu ifade eden Altun, "Bir daha eskisi gibi koşamayacağımı düşünmek gerçekten çok kötü bir duygu" diye konuşuyor.
Şebnem Yurtman'la giden renkler
Katliamda 23 yaşında yaşamını yitiren Şebnem Yurtman, üç kız çocuğunun en küçüğüydü. Babası TCDD'de makinistti ve yıllarca gidip geldiği Ankara Tren Gar'ının önünde kızını kaybetti. Şebnem'in annesi Şafak Yurtman, dava nedeniyle iki ayda bir Adana'dan Ankara'ya gidip geliyor.
Şafak Yurtman, "11 yıl uzun bir süre. Şebnem'den sonra benim torunum doğdu, şu an 11 yaşında. Doğan bebek büyüyor ama Şebnem'in acısı halen çok taze" diyor.
Geçen zamanı anlatırken zorlukla konuşan Şafak Yurtman, duygularını şöyle ifade ediyor:
"Bizden bütün renklerimizi aldılar. Sadece siyah ve griyi bıraktılar. Benim giymek istediğim cıvıl cıvıl renkler vardı. Şebnem'den sonra giydiğim renkler yalnızca siyah. Çok sevdiği yemekler artık evimde pişmiyor."
Adaletin sağlanıp sağlanmadığı sorusuna ise net yanıt veriyor: "Hiç sağlanmadı; adalet sürekli geriye gitti. Adana'dan Ankara'ya evladımın bayrağını kaldırmak için gidiyorum, adalet ilerler mi diye? Ancak boynumuzu büke büke geri dönüyorum."
İshak Kocabıyık: Oysa ben unutmak değil hatırlamak istiyorum
10 Ekim Barış Derneği Başkanı İshak Kocabıyık da katliamdan yaralı kurtulanlar arasında. Kulaklarının patladığını ve işitme kaybı yaşadığını söyleyen Kocabıyık, doktorların işitme cihazı kullanmasını önerdiğini ancak bunu kabul etmediğini belirtiyor:
"Kulaklarımda sürekli bir çınlama var. Duymamı engelliyor. Ancak işitme cihazı kullanırsam katliamın nişanı kaybolacakmış gibi geliyor. Oysa ben unutmak değil hatırlamak istiyorum. O hatırlama, adalet mücadelesi verirken beni diri tutuyor."
Kocabıyık, katliam sırasında TCDD'de birlikte çalıştığı 14 arkadaşını yitirdiğini belirtiyor: "Her gün işe gidiş gelişte Ankara Garı'nda arkadaşlarımın çalıştığı odaların önünden geçmek ağır gelmeye başladı. Daha fazla dayanamadım, 2018'de emekli oldum."
Kocabıyık, ceza davasında yalnızca IŞİD'li sanıkların cezalandırıldığını, kamu görevlilerinin ise yargılanmadığına dikkat çekiyor: "Böyle bir katliamın devletin bilgisi dahilinde olmadan yapılması mümkün değil. Emniyet İstihbarat'ın kendi raporları var. Antep'te canlı bomba yapımı için gübre almaya çalışan IŞİD'liler ihbar edilmişti. Eğer bu ihbarın üzerine gidilseydi, katliam yaşanmayacaktı. 11 yılda devletin bu katliamdaki sorumluluğu gizlenmeye çalışılıyor."
Cihan Andiç 11 yıldır ayağa kalkamadı
Katliamda ağır yaralanan Cihan Andiç, 11 yıldır yatağa bağımlı bir şekilde yaşamını sürdürüyor. Yaklaşık beş ay komada kaldıktan sonra yıllarca Ankara'da tedavi gören Andiç, şimdi Diyarbakır'da yaşıyor ve yalnızca yakınlarının desteğiyle tekerlekli sandalyesine oturabiliyor. Sol kolunu ve sağ bacağını kullanamıyor.
Babası Ahmet Andiç, oğlunun çocuklarıyla normal bir baba-oğul ilişkisi kuramadığını belirterek "Çocuklarını kucağına alıp onları bağrına basamıyor" diyor. "Biz 11 yıldır 10 Ekim'i, bu katliamı yaşıyoruz" ifadelerini kullanıyor.
12 ameliyat oldu, halen de olması gerekiyor
Birleşik Taşımacılık Sendikası üyesi Can Ateş, Adana'dan 10 arkadaşıyla birlikte mitinge geldiğini ve beşini kaybettiğini anlatıyor. Ayaklarından yaralanan, iki kulağının zarları yırtıldığı için işitme kaybı yaşayan Ateş, yüzde 64 oranında engelli.
Ateş, yaşadıklarını şu sözlerle özetliyor: "İlk yaralandığımda 5 gün yoğun bakımda kalmıştım. Kalbim durmuş, tekrar çalıştırmışlar. Her iki dizimin arkasında da atar damar kopmuş. Sağ alt bileğimde damar kopmuş. Sol dizim parçalanmış vaziyetteydi, platin takıldı. Yaklaşık üç yıl fizik tedavi gördüm, bunun 16 ayı hastanede geçti. Depresyon ve uyku ilaçları 7,5 sene kullandım. 12 ameliyat oldum. Hâlâ da olmam gereken ameliyatlar olmuyor."
"Toplu insan katliamlarının sizin başınıza gelmeyeceğini düşünüyorsunuz"
12 Eylül'de öğretmenlikten ihraç edilen Osman Turan Bozacı, Rize'nin Pazar ilçesinden gelip mitinge katılmış ve bir daha geri dönememişti. Oğlu Çağlayan Bozacı, babasını kaybetmenin etkisini şu sözlerle aktarıyor:
"Biz yıllarca televizyonda izlediğimiz, Irak-Suriye'de izlediğimiz toplu insan katliamlarının sizin başınıza gelmeyeceğini düşünüyorsunuz. Günün birinde bu yaşanınca insan biraz afallıyor. Ölümün farklı yüzüyle yüzleşiyorsunuz. Kabullenmek kolay olmadı. Böyle bir kalleşliği insan kolay kolay sindiremiyor."
Katliama yol verenlerden hesap sorulsun
Saldırıda oğlu EMEK Partisi GYK Üyesi Korkmaz Tetik'i yitiren Zöhre Tetik de konuşanlar arasında. O gün içimde bir korku ve tedirginlik vardı diyen Tetik, ilginç bir ayrıntı paylaşıyor: "Antalya'dan Ankara'ya otobüsle geldik, miting alanına kadar polis tarafından hiç durdurulmadık. Eşim bunda bir iş var dedi. Normalde benzer mitinglerde önümüzü kesen polisler bu kez yoktu."
Alana girdiklerinde oğlunun kendilerini karşıladığını anlatan Zöhre Tetik, "Oğlum, çantamı tut, Hüseyin abi çağırıyor dedi ve gitti. İnsan parçaları üstümüze yağdı…" diyerek o anı kelimelere döküyor.
Tetik, yalnızca saldırganların değil, katliamda sorumluluğu bulunduğunu düşündüğü kamu görevlilerinin de yargılanmasını istiyor: "Bu katliama yol verenlerden hesap sorulmasını istiyoruz."
11 yılın özeti: Adaletsizlik
Katliamda hayatını kaybeden Avukat Uygar Coşgun'un avukat eşi Mehtap Sakinci Coşgun, 10 Ekim Derneği'ni kurarak 10 yıl boyunca başkanlığını yaptı. Katliamın üzerinden geçen 11 yılı tek kelimeyle özetliyor: "Adaletsizlik."
Coşgun, "Bir taraftan ruhen ve bedenen tolerans sınırlarını aşmış durumdayız. Taleplerimizin karşılığını alamadık. Adalet sistemi kan kaybetti. Kamusal sorumluluk yargılanmadı" görüşünü dile getiriyor.
Firari sanıklar yönünden devam eden davada boş sanık sandalyelerini gördüklerini belirten Coşgun, "Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük sivil katliamında 11 yılda 11 adım ileri gidememiş olmamız kabul edilebilir değil" diyor.
Coşgun, kamuoyunun katliamı yalnızca 10 Ekim'in yıldönümünde anımsamasını da eleştiriyor: "Sadece yıldönümlerinde hatırlanacak bir katliam değil. Bu katliam, gerçek manada çökülürse yer yerinde oynar."
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!