Mekke ittifakı henüz imzalanmış bir metne ve parlamento onayına sahip olmamasına rağmen, bir müdahale aracı olarak kullanılması yönünde ciddi baskı altında. Bölgesel güç dengelerini yeniden şekillendirecek bu yapı, üzerinde yoğun tartışmalara yol açıyor.
İttifakın Konumu
Mekke ittifakı, ABD'nin güvenlik mimarisine alternatif olabildiği ölçüde olumlu; ancak ABD'nin yük paylaştırma stratejisiyle uyumlu olarak İran'a karşı pozisyon aldığı ölçüde olumsuz bir nitelik taşıyor. İttifak, siyasal İslamcı tabanlara yönelik olarak "bölgenin İsrail'e karşı geliştirdiği model" biçiminde propagandaya konu edilse de Türk ve Suudi yetkililer başından itibaren ittifakın hiç kimseye karşı olmadığını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yabancı bir yayın organına verdiği röportajda ittifakın ne İsrail'e ne de İran'a karşı olduğunu açıkça belirtti. Bu tür savunma ortaklıklarının ortak bir tehdit algısı olmadan oluşturulabilmesi ise şüphesiz eşyanın tabiatına aykırı.
ABD'nin Asıl Amacı
Mekke ittifakının İsrail'e karşı kurulduğu ve bu nedenle ABD ile İsrail'in ittifaka karşı olduğu yönündeki propagandalar, Erdoğan'ın açıklamalarıyla yalanlanıyor. ABD'nin karşı olduğunu da bizzat Amerikalı yetkililer çürütüyor. Tersine bu ittifakın "Trump'ın Ortadoğu stratejisinin" bir parçası olduğunu belirten açıklamalar mevcut.
Türk ve Suudi yetkililer, ittifakın ABD ile olan mevcut bağlarını tamamlayıcı nitelikte olduğunu ifade ediyor. Kimi Amerikalı yetkililer ise açıkça Mekke ittifakının Yemen'deki Ensarullah hareketine karşı harekete geçmesini istedi.
ABD açısından meseleyin özü de tam olarak bu: Mekke ittifakı üzerinden Yemen'deki Husilere karşı harekete geçilmesi, Türkiye'nin fiilen İran'la karşı karşıya gelmesi anlamına geliyor. Bu durum, Washington'ın 40 yıldır hedeflediği bir senaryo. İktidarın bu konuda hevesli olduğunu gösteren sinyallere rağmen, bunu Türkiye'ye kabul ettirmek kolay değil. İşte bu nedenle Mekke ittifakına Mekke/Kâbe tuzağı kurulmaya başlandı.
Siyasal İslamcı Kampanya
Son on gündür Husilerin füzelerle ve insansız hava araçlarıyla Mekke'yi hedef aldığı ancak Suudi Arabistan'ın saldırıları önlediği yönünde sürekli iddialar gündeme geliyor. Ancak Husilerin böyle bir şey yapmadığı ortada. Husiler, bunun kendilerini bölgede izole etmeye yönelik bir istihbarat faaliyeti olduğunu belirtiyor.
Buna rağmen kampanyanın bir ölçüde etkisi oluyor. Türk kamuoyunda günlerdir Husilerin Kâbe'yi hedef aldığı propagandası yürütülüyor ve bu yolla Husiler İsrail ile kıyaslanıyor. Amaç şu: Siyasal İslamcı kimi kesimler kamuoyunu, ABD'li Senatör Joe Wilson'ın "Mekke ittifakı Husilere karşı göreve" çağrısına hazırlıyor.
İstihbarat Faaliyeti
Mekke tuzağı işe yaramadıkça derinleştiriliyor. Son tuzak tam bir istihbarat operasyonuydu:
- Bir video servis edildi ve görüntüler "Kâbe'ye saldırı denemesi! İntihar bombacısı, etkisiz hale getirildi!" diye duyuruldu.
- Sonra Kâbe'yi hedef alanın Husi olduğu söylendi.
- Ardından Husi intihar bombacısının bizzat İran tarafından görevlendirildiği iddia edildi.
- Son olarak İran'ın bölge için İsrail'den bile tehlikeli olduğu propagandası yürütüldü.
Görüldüğü üzere bu tam anlamıyla bir istihbarat faaliyeti: ABD ve İsrail'in İran'ı hedef alan savaşına, bölgedeki Araplar ve Müslümanlar nezdinde meşruiyet sağlanması amaçlanıyor.
Peki gerçekte olan ne? Bırakın Husi olmasını, Kâbe'de yakalanan kişi intihar bombacısı bile değil. Suudi güvenlik kaynaklarının resmi açıklamasına göre Kâbe'deki görevliler, gelip geçenleri rahatsız eden bir meczuba müdahale etmiş durumda.
Mekke ittifakına çok boyutlu bir Mekke/Kâbe tuzağı kurulmuş durumda. Bu tuzağın hedefi Türkiye ile İran'ı karşı karşıya getirmek. Tuzağı besleyecek her türlü sahte propagandaya karşı sosyal medyada fazlasıyla dikkatli olunması gereken bir dönemdeyiz.