Mağduriyet ve Zalimlik: Tarihten Bugüne İktidarın Karanlık Yüzü

| | 3 dk okuma (461 kelime)
Mağduriyet ve Zalimlik: Tarihten Bugüne İktidarın Karanlık Yüzü

Roma İmparatorluğu'ndan ortaçağa, oradan bugüne kadar iktidar ve din ekseninde yaşanan baskı, zulüm ve mağduriyet dinamiklerine tarihsel bir bakış.

Roma İmparatorluğu, dönemin en baskıcı ve zalim yönetimlerinden birine sahipti. Bu zulme maruz kalan kesimlerin başında Museviler ve Hıristiyanlar geliyordu. Romalılar pagan ve çoktanrıcı bir inanca sahipken, Museviler ve Hıristiyanlar tektanrıcıydı. Her iki dinin takipçisi de Tanrı'yı en yüksek otorite olarak gördüğünden, Roma İmparatorluğu'nu yönetenler bu dinlerin üyelerini kendi otoritelerine yönelik bir tehdit olarak algılıyordu.

Hıristiyanlık, Musevilikten doğmuş bir dindir. Hıristiyanların peygamber olarak kabul ettiği İsa, Kudüs'teki Musevi cemaatinin bir üyesiydi. Ancak İsa peygamberliğini ilan ettiğinde Musevi cemaatinin yöneticileri bunu kabul etmedi ve Romalı yöneticiler İsa'yı çarmıha gererek katletti. İsa'nın takipçileri, bu gelişmelerin ardından Hıristiyanlığı kurdular.

Daha sonra ortaya çıkan İslam dini de Musevilik ile Hıristiyanlığın temel varsayımlarını benimsemiştir. Bu varsayımlar arasında şunlar yer alır:

  • Tanrı'nın tek ve ilk neden olduğu
  • Tanrı'nın maddeden oluşmadığı
  • Tanrı'nın mükemmellik seviyesinde adil, merhametli, ödüllendirici ve cezalandırıcı olduğu
  • Ruhun ölümsüz olduğu
  • Kozmolojik ve ahlaki gerçeklerin Tanrı tarafından vahiy yoluyla peygamberlere aktarıldığı

Roma İmparatorluğu'nda nüfusun yaklaşık dörtte birini köleler oluşturuyordu. Hıristiyanlık, tüm insanların Tanrı tarafından eşit yaratıldığı ve dünyanın Tanrı'nın krallığı olduğu mesajını yaydığı için, köle sınıfı arasında hızla taraftar topladı. Kölelik düzeni sayesinde ayakta duran Roma İmparatorluğu, köle sınıfının Hıristiyanlık sayesinde isyan etmeye başlamasıyla 4. yüzyılda Hıristiyanlığa teslim oldu. Hem Hıristiyanlığı benimsendi hem de devletin dini yapılarak teokratik bir düzen kuruldu. Böylece ortaçağ olarak bilinen döneme girildi.

19. yüzyılda yaşayan Alman filozof Friedrich Nietzsche, Hıristiyanlığın mücadelesinin adalet ve eşitlik için gerçekleşmediğini, kölelerin efendilerini devirerek efendi olmak için bu mücadeleyi verdiklerini vurgulamıştır. Nietzsche'ye göre Hıristiyanların Roma İmparatorluğu'na karşı mücadelesi aslında bir iktidar mücadelesiydi.

Tarihsel olgular Nietzsche'yi doğrulamaktadır. Yaklaşık bin yıl süren ortaçağ boyunca Batı ve Doğu Roma İmparatorluğu ile diğer teokratik Hıristiyan devletler, pagan Roma İmparatorluğu'nda gerçekleşen zulüm ve baskıları sürdürdü:

  • Tanrı ve din adına Hıristiyan olmayanları katlettiler, sürdüler, hapishanelere attılar
  • Tanrı ve din adına halkı haraca bağlayıp teokratik bir oligarşik sınıf yarattılar
  • Feodalizm ve serflik düzeni kurarak yeni bir köleliğe yol açtılar
  • Adalet, eşitlik, vicdan ve merhamete aykırı eylemlerde bulundular
  • İncil'e ve İsa'ya da ihanet ettiler

Türkiye'deki İslamcılar, pagan Roma İmparatorluğu dönemindeki Hıristiyanlar kadar baskı ve zulüm görmemiş olsa da, Türkiye'deki en büyük mağduriyeti yıllarca hapishanelerde yatarak ve katledilerek sosyalistler, komünistler, sosyal demokratlar ve demokratik solcular yaşamıştır. Buna rağmen, son dönemlerdeki baskılar ve zulümler, tarihsel olaylar üzerinden bir benzetme yapılarak da değerlendirilmelidir.

Müslümanların peygamber olarak kabul ettiği Muhammed mütevazı bir yaşam tarzına sahipti. İslam'ın temel kitabı olan Kur'an; adaleti, merhameti, vicdanı, dürüstlüğü ve yardımseverliği savunur. Buna karşılık:

  • İktidarda kalmak için gazetecilerin, yazarların, akademisyenlerin, sanatçıların, sivil toplum örgütü liderlerinin, emekli askerlerin, bürokratların, siyasetçilerin, cumhurbaşkanı adaylarının, halk tarafından seçilmiş belediye başkanlarının ve belediye meclis üyelerinin hapishaneye atılması
  • Tutuksuz yargılama yerine tutuklu yargılama yolunun tercih edilmesi
  • Hukuktaki masumiyet karinesi ilkesinin yok sayılması

Yukarıdaki uygulamalar demokrasiyle de, hukuk devletiyle de, İslam diniyle de bağdaşmaz. Saraylarda yaşamak, lüks villa koleksiyonu yapmak, siyasi kimliğin tanıdığı ayrıcalıkları kullanarak fon yatırımlarıyla ve borsada hisse alım-satımıyla zenginleşmek de İslam diniyle bağdaşmaz.

İktidardaki oligarşik odakların, iktidarda kalmak ve zenginleşmek için halkın dini duygularını kullandığı ve suiistimal ettiği açıktır.

Benzer Haberler

Yorumlar (0)

Trend 10

En Çok Okunan 10 Haber

Günün en çok ilgi gören ve okunan haberleri