İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın Sermaye Piyasası Kurulu eski başkanı hakkında soruşturma izni talep etmesi, sermaye piyasalarımızın geleceği açısından geç kalmış fakat hayati bir adım olarak değerlendiriliyor.
Sermaye Piyasası Kanunu'nun 115. maddesi, sermaye piyasası suçlarına ilişkin soruşturma açılmasını SPK'nın Cumhuriyet başsavcılığına yapacağı yazılı başvuru şartına bağlıyor. Hukuk tekniğinde muhakeme (soruşturma) şartı olarak tanımlanan bu durum, savcılıkların resen harekete geçmesini sınırlayan yasal bir tekel niteliği taşıyor. Bu yasal tekel, SPK'ya yargılama sürecini tetikleme konusunda mutlak bir kamusal otorite ve kaçınılamaz bir sorumluluk yüklüyor.
Mevzuatın SPK'ya tanıdığı bu muazzam yetki ve sorumluluğa rağmen, eski başkanın bir hissedeki bin katlık fahiş artışı "Halk teveccüh ederse hemen manipülasyon diyemeyiz" sözleriyle savunması, üstlendiği kamusal görevle nasıl bağdaştırılabileceği sorusunu gündeme getiriyor.
Ticaret ve sermaye piyasası hukuku uzmanı Prof. Dr. Rauf Karasu, konuya ilişkin şu can alıcı soruları dile getiriyor:
- Sermaye piyasalarını düzenlemek ve denetlemekle mükellef bir kurumun başkanı, bir hissenin değerindeki akıl almaz ve olağan dışı yükselişi nasıl "olabilir" diyerek geçiştirebilir?
- Hareketin arkasında halkın ilgisi mi yoksa organize bir manipülasyon mu olduğunu finansal ve dijital gözetim mekanizmalarıyla derhâl araştırmak zorunda değil miydi?
- Hazine ve Maliye Bakanı'nın bir yıl öncesinden manipülasyon şüphesini açıkça belirtmesine ve İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı'nın yine bir yıl önce SPK'dan rapor talep etmesine rağmen, yasal denetim ve tekel yetkilerinin gereğini yapmayıp süreci eylemsizlikle geçiştirmek açık bir hizmet kusuru değil midir?
Bu soruların tamamına yüksek sesle "EVET" cevabı verilebiliyor. Savcılığın eski SPK başkanı hakkında soruşturma izni istemesi, bahse konu denetim zafiyetinin ceza hukuku boyutunu oluşturuyor. Denetim ve gözetim kalkanını amacına uygun kullanmayarak piyasayı manipülatörlere açık hale getiren kamu görevlilerinin hem cezai hem de mali açıdan hesap vermesi gerektiği vurgulanıyor.
Fon Krizi Sistemdeki Yapısal Açıkları Ortaya Çıktı
Eylül 2026 döneminde Türkiye'de patlak veren ve 131 yatırım fonunun TEFAS'ta işleme kapatılarak tasfiyesiyle sonuçlanan büyük fon krizi, 500 bine yakın tasarruf sahibini vurmuştu. Bu süreçte adli makamların olaya geç müdahil olabilmesi, faillerin delil karartmasına ve varlık kaçırmasına zemin hazırlamıştır. Yaşananlar, SPK'nın "suç ihbar tekelini" yeniden tartışmaya açmıştır. Savcılığın bürokratik engellerle harekete geçemediği her gün, küçük yatırımcının zararı katlanarak büyümektedir.
Finansal piyasalarda saniyeler bile kritik öneme sahipken, aylarca süren idari incelemeler adaleti felç etmektedir. Önerilen çözüm; sermaye piyasası suçlarında soruşturma açma yetkisinin doğrudan bağımsız yargıya devredilmesi ve bu alanda uzmanlaşmış İhtisas Savcılarının yetkilendirilmesidir.
Ancak savcılara resen soruşturma yetkisi tanınırken, borsa şirketlerine yönelik asılsız ihbar ve itibar suikastlarının da önüne geçilmelidir. Piyasa dengesini sarsmadan hak arama özgürlüğünü tesis etmek için, savcının soruşturma veya kamu davası açmadan önce bizzat atayacağı "bağımsız finansal bilirkişi ön incelemesi" yaptırması zorunlu kılınmalıdır.
Önerilen Kanun Teklifi Taslağı
Prof. Dr. Rauf Karasu, Türk sermaye piyasalarını koruyacak kanuni düzenleme taslağını kamuoyunun takdirine sunuyor:
MADDE 1 - Soruşturma usulü, finansal bilirkişi ön incelemesi ve ihtisas savcılıkları
- Sermaye piyasası suçlarına ilişkin ihbar ve şikâyetler doğrudan Cumhuriyet başsavcılıklarına yapılır. Cumhuriyet savcısı, bu Kanun kapsamındaki suç ihbarlarını aldığında SPK başvuru şartı aranmaksızın resen soruşturma işlemlerini başlatır.
- Cumhuriyet savcısı; piyasa istikrarının korunması ve asılsız iddialarla şirketlerin ticarî itibarının zedelenmesinin önlenmesi amacıyla, şüpheliler hakkında soruşturma açmadan veya adlî arama ve elkoyma gibi piyasayı doğrudan etkileyecek koruma tedbirlerine başvurmadan önce, bağımsız bir bilirkişi heyeti görevlendirir.
- Bilirkişi heyeti; sermaye piyasası, muhasebe ve finans alanında uzmanlığı bulunan akademisyenler ile yeminli malî müşavirler arasından soruşturma yürüten savcı tarafından seçilir ve atanır. Heyet, en geç on beş gün içinde teknik ön inceleme raporunu savcılığa sunmak zorundadır.
- SPK, yürütülen soruşturma ve kovuşturma evrelerinde kendiliğinden müdahil sıfatını kazanır. Ancak SPK'nın mütalaası savcılık için bağlayıcı bir soruşturma veya dava şartı oluşturmaz.
MADDE 2 - Finansal ve Sermaye Piyasası Suçları İhtisas Büroları
- Sermaye piyasası suçları ile fon, portföy yönetimi ve borsa manipülasyonuna dayalı nitelikli dolandırıcılık suçlarını soruşturmak üzere, gerekli görülen illerdeki Cumhuriyet başsavcılıkları bünyesinde "Finansal ve Sermaye Piyasası Suçları İhtisas Büroları" kurulur.
- Bu bürolarda görevlendirilecek savcılar ve adlî personel, Hâkimler ve Savcılar Kurulu ile Türkiye Adalet Akademisi tarafından sermaye piyasası mevzuatı ve asimetrik veri analizi alanlarında özel eğitime tabi tutulur.
Sonuç: Köklü Reform Vakit Kaybetmeksizin Hayata Geçirilmeli
Yarım milyona yakın yatırımcıyı sarsan Eylül 2026 büyük fon krizinde ilk ve en temel sorumluluk; yasal tekelindeki denetim ve suç duyurusu yetkilerini zamanında işletmeyerek edilgen kalan ve açık bir hizmet kusuru işleyen Sermaye Piyasası Kurulu'na ve başta onun başkanına aittir.
Bu kriz, Türk sermaye piyasası hukukunda köklü bir reformu zorunlu kılmaktadır. SPK'nın ihbar tekelinin kaldırılarak yetkinin bağımsız ihtisas savcılarına verilmesi, adli mekanizmayı hantallıktan kurtaracaktır. Savcının bizzat atayacağı bağımsız uzman bilirkişi heyeti ise piyanın kırılgan yapısını asılsız spekülasyonlardan koruyacak bir emniyet supabı niteliğinde olacaktır.
Yeni vurgunların önüne geçmek, yerli yatırımcıyı korumak ve küresel güveni yeniden tesis etmek için bu yasal reform vakit kaybetmeksizin hayata geçirilmelidir.
Prof. Dr. Rauf Karasu - Hacettepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Ticaret Hukuku Anabilim Dalı Başkanı