2026 yılının Ekim ayında Bakü ile Ankara arasında tırmanan gerginlik, Netanyahu'nun Birleşmiş Milletler'deki (BM) konuşması sırasında Azerbaycan'ın salondan çıkmaması ve okullarda başörtüsü meselesi ile başladı.
İlk olarak İlham Aliyev'in silah fiyatları hakkındaki konuşmasıyla başlayan süreç, ardından giriş yasakları ve bir cumhurbaşkanlığı danışmanının görevden alınmasıyla devam etti. Olayların doruk noktası ise İlham Aliyev'in Ankara'da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı liderler zirvesine (TDT) katılmaması oldu.
Ancak Azerbaycan'da hükümet yanlısı bir internet sitesinde yayımlanan bir makale, bu siyasi ve kültürel anlaşmazlığın altında daha temel bir sorunun yatabileceğini öne sürdü. "Azerbaycan'ın bütçesi, Türk yetkililer için bir yedek fon değildir!" sözlerinin yer aldığı makale, bu durumu başka bir soruyu gündeme getirdi: 'Tek millet, iki devlet' ilişkisinde para nerede başlıyor ve kardeşlik nerede bitiyor?
Government yanlısı yayın organlarının havası yansıtıyorsa, Bakü'nün mesajı şu şekilde okunabilir: Azerbaycan, Türkiye'nin en büyük yatırımcılarından ve en yakın müttefiklerinden biri olmaya devam edecek, ancak Türkiye'nin mali destekçisi olmak istemiyor.
Milyarlarca dolarlık bir ilişki
Azerbaycan'ın devlet enerji şirketi SOCAR, Türkiye'nin en büyük yabancı yatırımcısı konumunda bulunuyor. Şirketin enerji, petrokimya ve lojistik sektörlerindeki toplam yatırımlarının 18 milyar doları aştığı bildiriliyor.
SOCAR'ın Türkiye'deki başlıca varlıkları arasında:
- STAR petrol rafinerisi: 2018 yılında devreye alındı, şirkete yaklaşık 7 milyar dolara mal oldu
- Petkim: 2008 yılında SOCAR portföyüne eklenen tesis
Şirketler grubunun yaklaşık 5.000 kişiyi istihdam ettiği belirtiliyor. Ancak ekonomik bağımlılık karşılıklı. Türkiye, Azerbaycan gazının Avrupa'ya tedariki için kilit bir transit ülkesi. Haziran 2026'da imzalanan 15 yıllık anlaşmaya göre, 2029'dan itibaren Absheron sahasından Türkiye'ye toplam 33 milyar metreküp gaz taşınacak.
Bu ilişkilerin ekonomik yönü, uzun süredir "tek millet, iki devlet" sloganının gölgesinde kalmıştı. Ta ki İlham Aliyev, "son mermiye kadar" kendi paralarıyla silah satın aldıklarını ve "kimsenin onlara yardım etmediğini" söyleyene kadar.
Azerbaycan'dan Türkiye'ye 1 milyar euro
Aslında bu hikâye dört yıl öncesine dayanıyor. 2021'de lira hızla değer kaybediyordu ve Ankara çeşitli ülkelerle merkez bankası SWAP anlaşmaları yapmaya çalışıyordu. Türkiye'deki kaynaklara göre, Azerbaycan anlaşmaya yakın ülkelerden biriydi.
Ocak 2022'de iki Türk yetkili, Azerbaycan ile 1 milyar euro'luk bir SWAP anlaşmasının birkaç hafta içinde imzalanabileceğini söyledi. Ancak Bakü, böyle bir görüşme yapıldığını kamuoyuna açıkça yalanladı. Azerbaycan Merkez Bankası Başkanı, merkez bankalarının "bu konuda herhangi bir müzakere yürütmediğini" belirtti.
Ancak o sıralarda başka bir gelişme yaşandı: Azerbaycan Devlet Petrol Fonu (SOFAZ), Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'na altı aylık vadeli 1 milyar euro'luk bir mevduat yatırdı. SOFAZ, bunun yatırım stratejisinin bir parçası olarak gerçekleştirildiğini özellikle vurguladı.
Bu ayrım oldukça önemliydi:
- Bir SWAP, iki ülkenin merkez bankaları arasında mali bir yükümlülük yaratır ve siyasi açıdan "arkandayız" mesajı olarak yorumlanabilir.
- Petrol Fonu'nun vadeli mevduatı ise yatırım olarak sunuldu.
Başka bir deyişle, Türkiye parayı aldı ancak Bakü bunu bir mali kurtarma paketi ya da siyasi garanti olarak sunmadı. Daha çok "Yatırımcı olacağım, ancak zayıflamış liraya kefil olmayacağım" şeklindeydi.
2026: İlişkilerde bir deprem
Bu sonbaharda değişen şey belki de siyasetin kendisi değil, daha açık bir şekilde ifade edilmesi. Azerbaycan okul üniformalarıyla ilgili kuralları değiştirdikten sonra, Erdoğan'ın o dönemki danışmanı Oktay Saral bu kararı "kabul edilemez" olarak nitelendirdi. Erdoğan ise BM kürsüsünde başörtüsünü yasaklayan ülkeleri kınadı.
Erdoğan'ın sözlerinin ardından YAP kongresinde İlham Aliyev bir konuşma yaptı ve şunları söyledi:
"Kimsenin yardımına ya da himayesine ihtiyacımız yok... Elimizde bulunan her şeyi kendi paramızla satın aldık. Tüm silahlarımızı, son mermiye kadar dünya piyasa fiyatlarından satın aldık."
Aliyev ayrıca bazı durumlarda Azerbaycan'a dünya piyasa fiyatının birkaç katı fiyatlar teklif edildiğini de belirtti. Türkiye'nin adı açıkça anılmadı. Ancak hükümet yanlısı yorumlarda bu sözler şu şekilde yorumlandı: Eğer Azerbaycan silahları tam fiyatına, hatta bazen daha pahalıya satın aldıysa, Ankara ile olan ilişkiler sadece "karşılıksız kardeşlik" hikayesi olarak sunulamaz.
Hükümet yanlısı yayından somut mesajlar
SOCAR'ın Türkiye'deki milyarlarca dolarlık yatırımlarını, Türk şirketlerinin Karabağ'daki projelerini ve karşılıklı yatırımları sıraladıktan sonra hükümet yanlısı site, 2018 yılında Türkiye'ye önemli mali destek sağlayan Katar'ı hatırlattı. Makalede şu ifadeler yer aldı:
"Bakü'yü yeni bir Katar'a dönüştürmeye gerek yok. Azerbaycan bütçesi, Türk hükümetinin yedek fonu değil."
Hükümet yanlısı site, "İki devlet'in iki egemenlik ve iki bütçe anlamına geldiğini" ima ediyordu. Kısa ve çarpıcı bir cümleyle şöyle yazıldı: "Kardeşler, evet. Cüzdan, hayır."
Bu konu henüz yetkililer tarafından resmi olarak gündeme getirilmedi. Siyasi analist Şahin Caferli, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, "Bakü'de Türk hükümetinin kendi ülkesindeki ekonomik zorluklar nedeniyle Azerbaycan'dan daha fazla yatırım ve mali destek istediğine dair söylentilerin yaygın olduğunu" söyledi. Caferli bu tür söylentilerin çok yaygın olduğunu, hükümet yanlısı medyada çalışan gazeteciler arasında da bu tarz konuşmaların olduğunu belirtiyor. Konuyla ilgili resmi bir açıklama yapılmadığını vurgulayan Caferli, bu iddiaları "spekülasyon" olarak niteliyor.
Türk yetkililer ise Azerbaycan ile olan mali ilişkilerini yardım veya borç olarak değil, karşılıklı yatırım, ticaret ve ortak projelerdeki artış olarak sunuyor. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, geçen yıl Bakü'de düzenlenen Türkiye-Azerbaycan Yatırım Forumu'nda "Karşılıklı yatırımlarımızı artıralım ve aynı zamanda üçüncü ülkelere birlikte yatırım yapalım" ifadelerini kullanmıştı.
Neden Katar örneği bu kadar önemli?
Katar'ın 2018'de Türkiye'ye verdiği destek, sadece parasal miktarı açısından değil, yarattığı siyasi sembolizm açısından da önemliydi: Doha, Ankara'nın mali dayanaklarından biri haline gelmişti. 2022'nin başlarında Türkiye'nin Çin, Katar ve Güney Kore ile toplam değeri birkaç milyar dolar olan SWAP anlaşmaları vardı.
Ancak Azerbaycan, böyle bir rolün getireceği finansal ve siyasi riskleri kabul etmemiş olabilir:
- Birincisi: Finansal destekçi haline gelmek, Azerbaycan'ın rezervlerini ve Petrol Fonu'nun varlıklarını, Bakü'nün kontrolü dışındaki Türk para politikasına bağlayabilir.
- İkincisi: Analistlere göre, özellikle 2020'den bu yana Azerbaycan kendini Türkiye'nin alt düzey ortağı olarak değil, egemen ve eşit bir müttefik olarak konumlandırdı. Ankara'nın "kasiyeri" haline gelmek bu algıyla çelişecektir.
Siyaset bilimci Ahmed Alili, Azerbaycan'ın Türkiye için "yeni bir Katar" haline gelebileceğine dair endişeler olduğunu belirtiyor. Ancak ona göre, Azerbaycan'ın Türkiye'deki yatırımları siyasi baskı aracı olarak değil, bu ilişkide Bakü'nün sadece destek alan taraf olmadığını gösteren bir argüman olarak sunuluyor. Alili, "Azerbaycan'ın Türkiye'deki ekonomik varlığı, Türkiye'nin Azerbaycan'daki varlığından daha büyük" diyor.
Ekonomik bağlar sürüyor
Bu, Azerbaycan'ın Türkiye'den ekonomik olarak uzaklaştığı anlamına gelmiyor. SOCAR, Türkiye'de yaklaşık 7 milyar dolarlık ek bir petrokimya yatırımı yapmayı değerlendiriyor ve henüz nihai bir karar alınmadı. Aynı zamanda Abşeron anlaşması, Azerbaycan'dan Türkiye'ye uzun vadeli doğalgaz tedarikini öngörüyor.
Cevdet Yılmaz'ın açıkladığı rakamlara göre:
- Türkiye'den Azerbaycan'a yapılan doğrudan yatırımlar: yaklaşık 18 milyar dolar
- Azerbaycan'dan Türkiye'ye yapılan yatırımlar: 21 milyar dolara yakın
Yani ekonomik ilişkiler devam ediyor ve daha da genişleyebilir. Ancak bu mantığa göre Bakü başka bir konuda sınır çiziyor: Yatırım ve ticarete evet, ancak Türkiye'nin kamu maliyesini desteklemeye hayır.
Dostlar birbirlerine adil davranmalı
Ancak bu tablonun bir de diğer yüzü var. Azerbaycan hükümeti ve medyası, 2020'deki İkinci Karabağ Savaşı sırasında Türkiye'nin sağladığı somut destekten uzun uzadıya bahsetmişti. Askeri işbirliği, eğitim ve diplomatik destek Bakü için hayati önem taşıyordu.
Şahin Caferli bu konuda şu değerlendirmeyi yapıyor:
"Her ne kadar kabul edilmemiş ya da dile getirilmemiş olsa da, işgal döneminde Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin daha çok 'büyük kardeş-küçük kardeş' ilişkisine benzediği bir gerçek. Savaş sonrası dönemde, zaferden sonra, Azerbaycan artık kendini geçmişteki Azerbaycan olarak görmüyor ve İlham Aliyev de artık kendini geçmişteki İlham Aliyev olarak görmüyor."
Ahmed Alili de 2020 yılında Türkiye'nin Azerbaycan'a verdiği siyasi, diplomatik ve askeri desteğin önemini vurguluyor. Ona göre bunun belirli bir manevi ve siyasi "kardeşlik borcu" yarattığını söylemek doğru olur. Ancak "bunu somut bir mali taahhüde dönüştürmek ya da Azerbaycan'ın diğer jeopolitik konularda Türkiye'nin tutumuna boyun eğmesi, Azerbaycan'ın çıkarlarına uygun olmaz" diyor.
Caferli de Azerbaycan'ın değişen tutumuna dikkat çekiyor:
"Azerbaycan, Türkiye ile olan ilişkisini -kardeş ve yakın bir devlet olmasına rağmen- tıpkı İran ve Rusya ile olduğu gibi tamamen eşit bir temelde kurmak istiyor."
Azerbaycan'da şu atasözü yaygındır: "Dost dosta ten gerek, ten olmasa gen gerek" — yani arkadaşın ya seninle eşit olmalı ya da senden uzak olmalı.
Yeni bir ilişki modeli mi?
Başörtüsü konusundaki anlaşmazlık zamanla yatışabilir. Ancak para meselesi daha kalıcı olabilir. 2022'deki "takas değil, depozito" yaklaşımı ile 2026'daki hükümet yanlısı söylem arasında bir çizgi çekilebilir: Bakü, Türkiye ile stratejik ilişkisini sürdürmek istiyor, ancak bu ilişkinin mali bir taahhüde dönüşmesini pek istemiyor gibi görünüyor.
Ahmed Alili bunu ilişkilerin zayıflaması olarak değil, 2020 savaşının ardından yaşanan duygusal aşamadan daha pratik bir aşamaya geçiş olarak görüyor. "Kardeşlik ve stratejik ittifak söylemleri devam ediyor, ancak ilişkide egemenlik, eşitlik, karşılıklılık ve pratik çıkarlar daha fazla ön plana çıkıyor" diyor.
Azerbaycan, Türkiye'ye milyarlarca dolarlık yatırım yapmaya, gaz tedarik etmeye ve ekonomik bağları genişletmeye devam edebilir. Ancak ortaya çıkan yeni mesaj şu: Kardeşlik yerinde duruyor ancak faturalar ayrı bir noktada.
Hükümet yanlısı site, Türkiye'nin Karabağ'daki milyarlarca dolarlık projelerini ve 2023 depremi sonrası Azerbaycan'ın Türkiye'ye sağladığı yardımı hatırlatarak Bakü'nün karşılığında "fatura kesmediğini" vurguluyor. Site, Kahramanmaraş'taki "Azerbaycan konut kompleksinin inşası için yaklaşık 100 milyon dolar ayrıldığını" yazıyor. Ayrıca, Türkiye'nin 2020'deki desteğinin Azerbaycan için kalıcı bir siyasi veya mali borç olarak gösterilmesine itiraz ederek "Karabağ için savaşan bir Azerbaycan askeriydi, bir tedarikçi değil" diyor.
Kopma beklenmiyor
Şahin Caferli, tüm bu gerginliğe rağmen ilişkilerde bir kopma yaşanmasını beklemiyor: "Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinde bir kopma olsa, ne Azerbaycan yetkilileri ne de Türk yetkililer bunu kendi halklarına açıklayamaz." Ona göre, iki ülke arasındaki ilişkilerin "kırılmayacak ya da parçalanmayacak kadar sağlam temelleri" var.
Türk siyasi yorumcu Aydın Sezer ise İsrail ve başörtüsü meselesi de dahil olmak üzere biriken anlaşmazlıkların Aliyev-Erdoğan ilişkisine zarar verdiğine inanıyor. "Aliyev ve Erdoğan iktidarda olduğu sürece, iki ülke arasındaki ilişkiler ve iki lider arasındaki ilişkiler eski düzeyine dönmeyecek" şeklinde konuştu.
Son olarak 29-30 Ekim tarihlerinde Ankara'da düzenlenen TDT zirvesinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, isim vermeden "Türk dünyasının aile fotoğrafında bölünmeye, uyuşmazlığa veya çatışmaya yer yoktur" dedi.
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!