Genç kadınları yurt dışına götürerek üreme hücrelerini alan ve bunları tüp bebek tedavisi talep eden ailelere satan çeteye yönelik yürütülen soruşturma derinleşirken, ortaya çıkan sistem yeni bir tartışmayı da beraberinde getirdi.
"Anne kim? Doğuran mı, yumurta sahibi olan mı?" sorusu tıp ve hukuk çevrelerinde karşıt görüşlerin doğmasına yol açtı. Her iki alanın önde gelen isimleri konuya dair farklı açıklamalarda bulundu.
SİSTEM NASIL İŞLEDİ?
İddialara göre kadınların bulunmasından kliniğe uzanan zincirin tamamı deşifre edildi. Buna göre yumurta vermek isteyen kadınlar 80 euro karşılığında önce İstanbul'da muayene ediliyor, ardından KKTC'ye gönderiliyordu. Operasyon kapsamında yumurtalar toplanarak tüp bebek merkezlerine satılıyordu.
Daha sonra müşterilerin taşıyıcı annelik süreci başlıyordu. Soruşturma dosyasında 2 milyon euroluk bir para trafiği tespit edildi. Ayrıca şebekenin kadınların kan grubu, göz, saç ve ten rengi gibi fiziksel özelliklerini içeren bir katalog hazırladığı ve bu bilgileri çocuk sahibi olmak isteyen müşterilerle paylaştığı ortaya çıktı.
"ANNE KİM?" TARTIŞMASI
Kadın Doğum Uzmanı Doç. Dr. Şule Yıldız'a göre iki çeşit annelikten söz etmek mümkün. Yıldız konuya ilişkin şunları aktardı:
"İkisi de biyolojik anne olarak geçebilir. Bir tanesi yumurtalarını veren anne, bu genetik olarak bebeğin annesidir. İki örnekten de test yapsanız genetik olarak çocuk yumurtanın geldiği anne ile eşleşir."
Yıldız, genetik olarak yumurta kimden geliyorsa bebeğin genetik annesinin de o olduğunu vurguladı.
HUKUKTA "DOĞURAN" ANNE KABUL EDİLİYOR
Türk hukuku ise bu konuda farklı bir yaklaşım sergiliyor. Aile Hukuku Uzmanı Avukat Güzide Şeniz Özsoy, Türk hukukunda çocuğun annesinin doğuran kadın olduğunu ifade etti. Özsoy şöyle konuştu:
"Yumurtasını veren kadın genetik anne olduğunun DNA testi ile kanıtlanması, tek başına hukuki annelik sıfatını kazandırmaz."
Özsoy, böyle bir uyuşmazlığın yargının önüne gelmesi halinde nasıl bir karar verileceğine dair henüz yerleşik bir içtihat bulunmadığını da belirterek, Türkiye'de yumurta bağışı ve taşıyıcı annelik uygulamalarının hukuken yasak olduğunu hatırlattı.
SORUŞTURMA HAKKINDA BİLİNENLER
Soruşturma, şebekenin lideri olduğu değerlendirilen kadının eşi tarafından durumdan şüphelenilerek yapılan bir CİMER başvurusuyla başlatıldı. İncelemelerde 41 kadın tarafından toplam 811 kez yumurta satışı gerçekleştirildiği belirlendi.
- Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Arnavutluk ve Gürcistan bağlantılı şebekenin genç kadınları para karşılığında yurt dışına gönderdiği tespit edildi
- İstanbul merkezli 14 ilde eş zamanlı operasyon düzenlendi
- Operasyonda bir örgüt lideri, beş örgüt yöneticisi, 41 donör kadın, iki kadın hastalıkları ve doğum uzmanı, dört seyahat organizatörü olmak üzere toplam 53 şüpheli hakkında adli işlem başlatıldı
- KKTC'de yumurta veren iki kadının İstanbul'a dönüşlerinde havalimanında yakalanmasıyla gözaltı sayısı 44'e yükseldi
DONÖRLÜKTEN ÖRGÜT LİDERLİĞİNE UZANAN YOL
Örgüt lideri olduğu değerlendirilen Hacer T.'nin ilk olarak donörlük yaptığı, işlemin tüm inceliklerini ayrıntılı biçimde öğrendikten sonra organizasyonun başına geçtiği belirlendi. Zaman içinde sistemi çözen şüpheli, yeni kadınlar bularak komisyon almak suretiyle donörlük faaliyetlerinden elde ettiği gelirle ekonomik durumunu düzeltti.
Şüphelinin daha sonra, ilaç temininden sorumlu ve örgüt yöneticilerinden Muharrem Ş. ile evlilik dışı bir ilişkiye girdiği, böylece ilaç temini ve donörlük faaliyetlerini tek çatı altında yürütmeye başladıkları tespit edildi.
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!