Türkiye'de geçen Eylül ayında patlak veren ve toplam varlık büyüklüğü yaklaşık 20 milyar dolara ulaşan fon krizi, yayımlanan kapsamlı bir araştırma ile yeniden gündemde. Araştırmada, krizin neden engellenemediğine ve aylar öncesinde verilen uyarıların nasıl görmezden gelindiğine dair sorular mercek altına alındı.
131 yatırım fonunun tasfiyesiyle sonuçlanan süreçte, toplam büyüklüğü yaklaşık 20 milyar doları bulan fonlarla ilişkili şüpheli işlemlerin uzun süre kesintisiz devam ettiği belirtiliyor. Denetleyici kurumlara önceden iletilen uyarıların sonuçsuz kaldığı iddiaları da ayrıntılarıyla ele alınıyor.
"FONZİ" OLARAK ADLANDIRILDI
Türkçedeki "fon" kelimesi ile saadet zincirleri için kullanılan "Ponzi" kavramını birleştirerek kriz "Fonzi" olarak isimlendirildi. Olağanüstü getirilerin nasıl oluştuğunu, hisselerdeki fiyat hareketlerinin boyutunu ve soruşturmaların finans dünyasından üst düzey kamu görevlilerine uzanan kapsamı incelendi.
Haberde belirtilen 20 milyar dolar, yatırımcıların kesinleşmiş toplam zararını değil, tasfiye kapsamına alınan fonların varlık büyüklüğünü ifade ediyor.
İstanbul merkezli danışmanlık şirketi GlobalSource Partners'tan Atilla Yeşilada, yaşananların boyutunun uluslararası alanda tam olarak anlaşılmadığını belirterek, bunun Türkiye'de kamuoyunun en önemli gündem maddesi olduğunu ifade etti.
ESKİ MASAK BAŞKAN YARDIMCISININ AÇIKLAMALARI
Araştırmada öne çıkan açıklamalardan biri, eski Mali Suçları Araştırma Kurulu (MASAK) Başkan Yardımcısı Ramazan Başak tarafından yapıldı. Başak, sermaye piyasalarında gerçekleştirilen şüpheli işlemler konusunda yetkilileri defalarca uyardığını fakat bu uyarıların dikkate alınmadığını ileri sürdü.
Başak, Tera Grubu'na bağlı bazı yatırım fonlarının olağanüstü getirilerini sorgulamasının ardından nisan ayında "yanıltıcı bilgi yayma" şüphesiyle gözaltına alındı. Daha sonra serbest bırakılan Başak, hakkındaki suçlamaları reddetti.
Araştırma, benzer uyarıların yalnızca eski bir kamu görevlisi tarafından değil, siyasi kurumlar ve uluslararası piyasa kuruluşları tarafından da gündeme getirildiğini ortaya koydu.
MECLİS'TE DE GÜNDEME GELMİŞTİ
Krizin aylar öncesinde TBMM'de de gündeme getirildiği anımsatıldı. İYİ Parti Milletvekili Ayyüce Türkeş Taş'ın Aralık 2025'te yaptığı konuşmada sermaye piyasalarını "bataklık" olarak nitelendirdiği, yatırımcıların "havuz işlemleri, kendi kendine alım satım ve manipülasyon" yoluyla zarara uğratıldığını ileri sürdüğü belirtildi. Türkeş, yetkililerin bu işlemler karşısında neden harekete geçmediğini sormuştu.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in de daha önce benzer nitelikte uyarılarda bulunduğu anımsatılırken, AKP'li milletvekillerinin piyasa bozucu faaliyetlerle kararlılıkla mücadele edildiğini savunduğu belirtildi. Muhalefetin konuyla ilgili araştırma önergesi kabul edilmedi.
Finansal İstikrar Komitesi'nin de Aralık 2025'te şüpheli fiyat hareketlerini görüştüğü yazıldı. Bakan Şimşek ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı'nın da yer aldığı komitenin, bazı portföy yönetim şirketlerinin ekonomik gerçeklerle açıklanamayan fiyat hareketlerine neden olmasından endişe duyduğu belirtildi.
MSCI DA UYARMIŞTI
Küresel endeks sağlayıcısı MSCI, Haziran ayında yayımladığı uyarıda, Türkiye'deki hisse senetlerindeki koordineli alım satım işlemlerinin piyasadaki fiyat oluşumunu bozabileceğini belirtti.
Kripto varlık analiz platformu Coinradar'ın kurucu ortağı Cenk Gültekin, işlemlerin önemli bir kısmının gizli yürütülmediğine dikkat çekti. Gültekin, "Beni şaşırtan, bu usulsüz işlemlerin düzenleyici kurumların ekranlarında saklı olmaması. Büyük bölümü kamuya açıktı" diyerek şüpheli işaretlerin varlığına rağmen erken müdahalede bulunulmadığını söyledi.
GELİR NASIL OLUŞTU?
Soruşturmaların merkezindeki kuruluşlardan Tera Grubu ve kurucusu Emre Tezmen'e geniş yer ayrıldı. Şirket sunumlarına göre Tera'nın TLY kodlu fonu, 2025 yılında yüzde 4 bin 233 getiri sağladı. Aynı dönemde Borsa İstanbul'un getirisi yüzde 13 düzeyinde kaldı.
Araştırmaya göre bazı yatırım fonları, birbirleriyle bağlantılı şirketlerin hisselerinde yoğun pozisyonlar oluşturdu. Bu alımlar hisse fiyatlarını yükseltirken fiyat artışları fonların net varlık değerlerine ve açıklanan getirilerine yansıdı. Yüksek getiriler yeni yatırımcıları fonlara çekti; fonlara giren kaynakların aynı veya bağlantılı şirketlerin hisselerinde yeniden kullanılması, yükselişi besleyen bir döngü oluşturdu.
Analistler, bazı şirket tahvili ihraçlarının da hisse alımlarını finanse etmek veya yatırımcılara nakit sağlamak için kullanıldığını belirtti. Bu işlemlerin finans tarihinde "pump and dump" olarak bilinen, hisse fiyatlarının yapay biçimde yükseltilmesinin ardından satış yapılmasına dayanan manipülasyon yöntemlerini hatırlattığı yazıldı.
ÖZATA DENİZCİLİK ÖRNEĞİ
Fonlardaki işlemler Özata Denizcilik hisselerinin fiyat hareketleri üzerinden örneklendirildi:
- 2024 yılında yaklaşık 200 milyon dolar piyasa değeriyle halka açılan şirketin hisselerinin beşte birinden azı halka açık durumdaydı
- Tera fonları, Nisan ayında yaklaşık 281 liradan hisse toplamaya başladı
- Ağustos ayı sonunda fonların şirketin piyasada işlem gören paylarının yaklaşık yüzde 96'sını aldığı belirtildi
- Hisse fiyatı Eylül ortasında yaklaşık 5 bin liraya ulaşarak beş aylık dönemde yüzde 1600 artış gösterdi
- Krizin ardından fiyatlarda sert düşüş yaşandı; haberin yayımlandığı dönemde hisseler 170 lira seviyesinde işlem görüyordu
Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), hisselerde manipülasyon yapıldığı şüphesiyle Emre Tezmen'in de aralarında bulunduğu 11 kişi hakkında suç duyurusunda bulundu. Tutuklanan Tezmen, hakkındaki suçlamaları reddetti.
YATIRIMCILAR NE DEDİ?
Yaklaşık 6 milyon liralık birikimini söz konusu fonlardan birine yatıran Alican Mordalga, yatırım kararında fonların denetime tabi olmasının etkili olduğunu söyledi. Mordalga, "Fonlar denetleniyordu. Yeraltında yürütülen faaliyetler değildi. Diğer ülkelerde insanların yaptığı gibi ben de buna güvenerek yatırım yaptım" dedi.
Mordalga, böyle bir gelişmenin yaşanabileceğini kimsenin düşünmediğini belirterek, fonların yasal ve denetlenen kuruluşlar tarafından yönetilmesinin yatırımcılar açısından güven unsuru olduğunu anlattı.
KRİZ NASIL BÜYÜDÜ?
Hisselerin fiili dolaşımına ilişkin düzenlemelerde ağustos sonunda yapılan değişiklik, fonlardaki yükseliş döngüsünün tersine dönmesinde etkili oldu. Pusula Portföy, 15 Eylül'de bazı fonlarında yatırımcıların geri alım taleplerinin karşılanamadığını açıkladı. Bunun ardından diğer yatırımcıların da fonlardan çıkmak istemesi satış baskısını artırdı.
Likidite sorunları yayıldı ve piyasalarda sert değer kayıpları yaşandı.
Ekonomist Kerim Rota, "Hiçbir Ponzi kendi kendine ölmez. Ya düzenleyiciler ya da yatırımcılar sonunu getirir. Bizim örneğimizde bunu yatırımcılar yaptı" değerlendirmesini yaptı.
17 Eylül'de Finansal İstikrar Komitesi'nin koordinasyonuyla acil önlemler alındı:
- Toplam 20 milyar dolarlık varlığı bulunan 131 fonun tasfiyesi kararlaştırıldı
- Zorunlu satışları sınırlamak amacıyla Türk lirası likiditesi artırıldı
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, sorunlu alanın "karantinaya alındığını" ve fonların sektörün yaklaşık yüzde 10'unu oluşturduğunu belirterek sistemik risk bulunmadığını söyledi.
SORUŞTURMANIN KAPSAMI GENİŞLİYOR
Soruşturmanın yalnızca portföy yönetim şirketleriyle sınırlı kalmadığı belirtiliyor. Buna göre:
- 400'den fazla kişi hakkında adli işlem yürütülüyor
- 100'ü aşkın kişi tutuklandı
Tutuklananlar arasında Borsa İstanbul'un eski başkanı, eski bir Cumhurbaşkanlığı danışmanı, eski bir Merkez Bankası başkan yardımcısı, OECD nezdinde görev yapmış eski bir büyükelçi ve Türkiye Sigorta'nın eski üst düzey yöneticilerinin bulunduğu belirtildi.
AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinden istifa eden Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin, Özata Denizcilik'teki toplam 400 bin hisseyi sert düşüşten önce sattığı yazıldı. Kaya, hisse işlemlerinden elde ettiği 2 milyar lirayı aşan kazancı gönüllü olarak iade ettiğini açıklarken, içeriden bilgi aldığı veya hukuka aykırı işlem gerçekleştirdiği iddialarını reddetti.
Özata Denizcilik ise yönetim kurulu başkanı dahil üç yöneticisinin tutuklanmasının suçluluk anlamına gelmediğini, hukuki yollara başvuracağını ve şirket faaliyetlerinin etkilenmediğini bildirdi.
GÜVEN UNSURU ZEDELENDİ
Kriz, Türkiye'nin yatırım ortamı açısından da değerlendiriliyor:
- Son iki ayda borsa yaklaşık üçte bir değer kaybetti; piyasa değerindeki gerileme 100 milyar dolar civarında
- Şirket tahvili piyasasında da baskı oluştu
- Bürümcekçi Research'ün tahminlerine göre net döviz rezervleri krizin başlangıcından bu yana 30 milyar dolardan fazla azalarak 38 milyar dolara geriledi
Danışmanlık şirketi Consello'nun jeopolitik risk birimi yöneticisi Wolfango Piccoli, yaşananların yalnızca birkaç kişinin eylemleriyle açıklanamayacağını savundu. Piccoli, "Fon krizi sistemdeki bir arıza değil. Birkaç çürük elma meselesi de değil. Sistem aslında böyle işliyor" dedi. Düzenleyici kurumların zaman içinde zayıfladığını ileri süren Piccoli, krizin kurumsal sorunların sonucu olduğunu öne sürdü.
Yatırımcı Mordalga ise "Türk borsasına bir daha güvenip güvenemeyeceğimi bilmiyorum" diyerek yaşadığı güven kaybını dile getirdi.
ASIL SORU: NEDEN HAREKETE GEÇİLMEDİ?
Araştırmada, krizden yaklaşık 10 ay önce Meclis'te yöneltilen sorular yeniden gündeme getirildi:
"Yetkililer bu bilgilere sahipse neden zamanında harekete geçmediler? Bu, suça ortak olmak, bir suçu örtbas etmek değil mi?"
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!