Eski Bakan Denizolgun'un Ölümüne İlişkin 3 Ayrı Dava

| | 3 dk okuma (411 kelime)
Eski Bakan Denizolgun'un Ölümüne İlişkin 3 Ayrı Dava

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un ölümüne yönelik soruşturma tamamlandı; özel doktoru, adli tıp görevlileri, 4 şüpheli ve kayıp cep telefonu bağlantısıyla ilgili aile üyeleri hakkında iddianameler düzenlendi.

Eski Ulaştırma Bakanı Arif Ahmet Denizolgun'un 7 Eylül 2016'da Beykoz'daki çiftliğinde ölü bulunmasıyla ilgili yürütülen soruşturma yıllar sonra yeni bir aşamaya geldi. Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, otopside 'şüpheli ölüm' tespit edilen vakayla ilgili toplamda 7 kişi hakkında iddianame hazırladı. Şüpheliler hakkında resmi belgede sahtecilik ve delilleri yok etme suçlamaları yöneltiliyor.

Denizolgun'un gerçek ölüm sebebinin belirlenmesi amacıyla kabir fethi kararı alınmış, 19 Ağustos'ta Başsavcıvekili, cumhuriyet savcısı, İstanbul Adli Tıp Kurumu uzmanları ve olay yeri inceleme ekipleri mezarı ziyaret etmişti. Mezardan alınan parçalar incelenmek üzere Adli Tıp Kurumuna götürülmüş, işlemlerin ardından örnekler yeniden kabre konulmuştu.

7 kişi hakkında iddianame düzenlendi

Denizolgun'un özel doktoru, 3 Adli Tıp Kurumu görevlisi ile 4 şüpheli hakkında iddianame hazırlandı. Şüphelilerin ifade ettiği suçlamalar şunlar:

  • Resmi belgede sahtecilik
  • Delilleri yok etme

Özel doktor hakkında ayrıca yalan tanıklık soruşturması yürütüldü. Doktorun, olay günü 155'i kendisinin aramadığını ve olay yerinde bulunmadığını söylediği; ancak bu beyanların gerçeği yansıtmadığının ortaya çıktığı belirtildi.

Kayıp cep telefonu nedeniyle ayrı dava

Başsavcılık, Denizolgun'un ölümünün ardından olay yerinden alınan ancak daha sonra izine ulaşılamayan cep telefonu konusunda da ayrı bir dava açtı. Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ile oğlu Hilmi Tuna Kuriş hakkında 'Suç Delillerini Yok Etme, Gizleme veya Değiştirme' suçundan TCK 281/1 kapsamında cezalandırılmaları talep edildi.

İddianameye göre, telefonda önce parmak izi incelemesi yapıldı; ardından dosya tereke işlemlerine aktarıldı. 4 Mayıs 2017 tarihli mahkeme kararıyla telefonun da aralarında bulunduğu tereke eşyaları Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'e teslim edilmesine karar verildi.

Avukatın ifadesi dosyadaki önemli deliller arasında

Tanık olarak dinlenen avukat Abdurrahim Çelik, tereke eşyalarını çuval içerisinde teslim aldığını, içindekilere bakmadığını ancak eşya listesini gördüğünü anlattı. Çelik, Hilmi Tuna Kuriş ile görüştüğünü ve onun yönlendirmesi üzerine çuvalı Kısıklı'daki eve götürerek burada çalışan bir kişiye teslim ettiğini ifade etti.

Telefonun akıbeti, Ankara'da yürürtlenen başka bir soruşturma kapsamında Hilmi Tuna Kuriş'in ikametinde yapılan aramayla yeniden gündeme geldi. Cihaz arama tutanaklarında yer almayınca IMEI bilgileri ve fotoğraflar Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne gönderildi. 30 Eylül 2026 tarihli tutanakta eski bakana ait telefonun ele geçirilemediği kayda geçirildi.

Savcılıktan çarpıcı değerlendirme

Savcılık, Hilmi Tuna Kuriş'in telefonu kendisinin aldığını beyan ettiğini; Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş'in ise tereke eşyalarıyla ilgilenmediğini savunduğunu bildirdi. Buna rağmen başsavcılık, kendisine teslim edilen telefonun muhafazasından sorumlu olduğu değerlendirmesinde bulundu.

İddianamenin dikkat çekici bir başka bölümünde ise, telefonda olay sonrasında herhangi bir teknik veya bilirkişi incelemesi yapılmadığı vurgulandı. Başsavcılık; olası mesaj içerikleri, fotoğraflar ve notların, ölüm soruşturmasının aydınlatılması bakımından önemli delil niteliği taşıyabileceğini kaydetti.

Mahkeme kararları, teslim ve arama tutanakları, tanık anlatımı ile şüpheli savunmalarının birlikte değerlendirilmesi sonucunda, teslim alınmasına rağmen telefonun yok edildiği sonucuna varıldı. 2 Ekim 2026 tarihli iddianameyle Ayşe Gülderen Denizolgun Kuriş ve Hilmi Tuna Kuriş'in yargılanarak cezalandırılmaları talep edildi.

Benzer Haberler

Yorumlar (0)

Trend 10

En Çok Okunan 10 Haber

Günün en çok ilgi gören ve okunan haberleri