Türkiye ile Azerbaycan arasında son dönemde siyasi açıklamalar ve sosyal medya tartışmaları üzerinden tırmanan gerilim, Azerbaycan basınında karşılıklı saygı ve egemenlik vurgusunu öne çıkardı. Bakü'de yayımlanan üç ayrı yazıda, iki halkın kardeşliğiyle siyasi iktidarlara yönelik eleştirilerin birbirinden ayrılması gerektiği savunuldu.
En dikkat çekici mesaj Rauf Arifoğlu'dan geldi. Arifoğlu, MHP lideri Devlet Bahçeli'nin yaklaşımını AKP'ye örnek göstererek, Azerbaycan'la ilişkilerin dinci ve mezhepçi yaklaşımlar yerine devletlerin bağımsız iradesi temelinde yürütülmesini istedi.
"Azerbaycan hiçbir iktidarın küçük kardeşi değildir"
Arifoğlu, AKP iktidarının Azerbaycan'a ve Türk dünyasına kendi "mezhep penceresinden" bakmaması gerektiğini savundu. Bunun yerine Bahçeli'nin 2016'dan itibaren iktidara açtığını belirttiği "devlet penceresinden" bakılması gerektiğini yazdı. Yazar, Bahçeli'nin Azerbaycan'a yön vermeye çalışan çevrelere sınırlarını hatırlattığı değerlendirmesinde bulundu.
"Azerbaycan hiçbir iktidarın küçük kardeşi değildir" diyen Arifoğlu, kardeşliğin eşitlik, karşılıklı saygı ve devletlerin bağımsız iradesini tanımak anlamına geldiğini belirtti.
Arifoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
"Türkiye'yi kan kardeşimiz gibi seviyoruz. Atatürk'ü, Cumhuriyeti, Anadolu halkını seviyoruz! Karşılığında da aynısını bekliyoruz. İster iktidarda olsun, ister muhalefette, dinci ve mezhepçi çevrelerde sevilecek tek bir özellik yok. En azından bizim için öyle. Onlar da bizi sevmiyorlar."
Diplomatik ilişkilerin normalleşebileceğini ancak yaşananların yarattığı güvensizliğin kolay silinmeyeceğini öne süren Arifoğlu, Bakü'nün tutumunu İsrail'in etkisiyle açıklayan yorumları da kesin bir dille reddetti.
"Küfürler havada uçuşuyordu"
Bir diğer yazar Xalid Kazımlı ise son bir ayda Türkiye'de bazı dini ve siyasi çevrelerden Azerbaycan'a yönelen suçlama ve hakaretlerin iki ülke arasındaki dostluğa ciddi zarar verdiğini savundu. Kazımlı, Azerbaycan'ın Türk Devletleri Teşkilatı zirvesinde cumhurbaşkanı yerine dışişleri bakanıyla temsil edilmesini bu kırgınlığın doğrudan bir göstergesi olarak yorumladı.
Kazımlı, Azerbaycan'a yönelik söylemlere karşı çıkmanın Türkiye'yi hedef almak anlamına gelmediğini vurguladı. İlişkilerde oluşan hasarın onarılması gerektiğini belirten yazar, yaşananların geçici bir tartışma olarak görülemeyeceği değerlendirmesini yaptı.
Kazımlı makalesinde şu ifadelere yer verdi:
"Bu kampanya, bir kasırgaya, bir volkanik patlamaya benzetilebilir. Binlerce sosyal medya kullanıcısı adeta ağızlarından üzerimize lav döktü. 'Siyonist', 'İslam düşmanı', 'hain', 'nankör' gibi hakaretler ve bu yazıda tekrarlanamayacak küfürler havada uçuşuyordu. Bunları ne şimdi ne de sonra unutmak mümkün değil. Bu kişiler Azerbaycan'ın düşmanlarıydı. Türkiye'nin gerçek cumhuriyetçileri, Atatürkçüler ve Türk-Azerbaycan kardeşliğine önem verenler onlarla başa çıkamadılar. Saldırı çok organizeydi. Hâlâ devam edenler var, mağaralarına çekilip oradan konuşmaya devam ediyorlar."
Sinirlioğlu henüz aday gösterilmedi
Öte yandan Nigar Həsənli, Azerbaycan Dışişleri Bakanlığının BAE Devlet Bakanı Lana Zeki Nuseybe'nin BM Genel Sekreterliği adaylığının önerilmesini memnuniyetle karşılamasının, Türkiye'de bazı yorumcular tarafından Ankara'ya karşı bir tercih olarak sunulduğuna dikkat çekti.
Həsənli, yazısında Feridun Sinirlioğlu'nun henüz resmen aday gösterilmediğine işaret etti. Görüşüne başvurulan hukukçu Sahib Məmmədov ise Bakü'nün açıklamasının BAE'nin girişimine yönelik olduğunu savunarak, bunu Türkiye'nin adayına destek verilmemesi şeklinde yorumlamayı "manipülasyon" olarak nitelendirdi.
Yorumlar 0
Yorumunuz Yayınlandığında Bildirelim mi?
Editöryal onay tamamlandığında veya yanıt geldiğinde tarayıcınıza anlık bildirim gönderebiliriz.
Henüz yorum yapılmamış
Bu haberle ilgili ilk düşünceyi sen paylaş!