Fon krizi ve kurumsal denetim: Denetleyenleri kim denetliyor?

| | 3 dk okuma (600 kelime)
Fon krizi ve kurumsal denetim: Denetleyenleri kim denetliyor?

Son dönemde patlak veren fon krizi ve finansal piyasa skandalı, düzenleyici kurumların ele geçirilmesi tartışmasını yeniden gündeme getirdi. Krizin arkasındaki kurumsal tabloyu mercek altına alıyoruz.

Son dönemde Türkiye'de ortaya çıkan fon krizi ve finansal piyasa skandalı, bazı yöneticilerin aşırı risk alması ya da yatırımcıların yanlış tercihleriyle açıklanamayacak kadar büyük bir yapıya işaret ediyor. Bu ölçekte bir yapının nasıl büyüyebildiğini anlamak için para hareketlerinin çevresindeki kurumsal düzene de bakmak gerekiyor. Fon kuruluyor, izin alıyor, varlık satın alıyor, fiyat oluşturuyor, saklama ve aracılık hizmeti kullanıyor. Bütün bu süreç boyunca gözetilmesi bekleniyor.

Türkiye'nin 2001 krizinden sonra bağımsız düzenleyici kurumları güçlendirmesinin arkasında bu anlayış vardı. Bankacılık, sermaye piyasaları, para politikası, enerji ve iletişim gibi alanlarda günlük siyasi kararlardan belirli ölçüde uzak, kurala dayalı bir yapı oluşturulmak istendi. Amaç yalnızca piyasanın düzenli işlemesi değildi; piyasa başarısızlığının maliyetinin bütün topluma yayılmasını önlemek gerekiyordu.

İktisat literatüründe bunun önemli bir adı var: Düzenleyici kurumların ele geçirilmesi (regulatory capture). Kamu yararını korumak için oluşturulan kurumların zaman içinde denetlemekle görevli oldukları ekonomik ya da siyasi çıkarların etkisine girmesini anlatıyor. Bu süreç açık müdahaleyle gerçekleşmek zorunda değil. Atamalar, siyasi nüfuz, bilgi akışının kontrolü, personel dolaşımı, çıkar ilişkileri ve yaptırımların gecikmesi aynı sonucu doğurabiliyor.

Uluslararası Para Fonu'nun finansal düzenleme üzerine çalışmaları da aynı mekanizmaya dikkat çekiyor. Finans sektörünün siyasi etkisi arttıkça daha sıkı kurallara ve yaptırımlara verilen destek zayıflayabiliyor, gevşeyen denetim daha fazla risk alınmasına ve sonunda reel ekonomiye taşınan daha ağır maliyetlere yol açabiliyor.

Kurum tabelası yerinde duruyor, kararlar yayımlanıyor. Ama denetimin zamanı, kapsamı ve sertliği değişmişse biçimsel bağımsızlık giderek anlamını yitiriyor.

Türkiye'nin 2026 Ekonomik Özgürlük Endeksi bu kurumsal zeminin zayıflığına işaret ediyor:

  • Türkiye 55 puanla 184 ekonomi arasında 117'nci sırada
  • Avrupa'da 44 ülke içinde 42'nci sırada yer alıyor
  • Kamu yönetiminde dürüstlük ve bütünlük ile yargı etkinliği göstergeleri de düşük seviyede

Bu rakamlar fon krizinin doğrudan kanıtı olarak verilemez ancak içinde bulunduğumuz kurumsal ortamın dışarıdan çekilmiş fotoğrafı olması nedeniyle pek de iç açıcı bir görüntü sunmuyor.

Bundan da öte bir karmaşa var yapıda. Düzenleyici kurumlarda karar vericilerin konumlarının ve görevlerinin birbirine yaklaşması dikkat çekiyor. Devlet aynı anda büyük finansal varlıkların sahibi, piyasa altyapısının güçlü hissedarı ve düzenleyici otoritelerin atama merkezi konumunda duruyor. Katı bir homojenlik kendini belli ediyor.

İletişim alanındaki uygulamalar da benzer bir soruyu yaratıyor. Sosyal medya platformlarının yavaşlatılması, hesaplara ve haber içeriklerine erişim engelleri, düzenleyici gücün ifade alanını doğrudan etkileyebildiğini gösteriyor. Fon krizi döneminde finans ve sermaye piyasaları üzerine paylaşım yapan çok sayıda hesabın erişime kapatılması bu nedenle ayrıca dikkat çekici.

Bunların hiçbiri tek başına usulsüzlük kanıtı değildir. Ancak piyasa oyunculuğu, kamu mülkiyeti, düzenleme ve siyasi karar mekanizması aynı ağ içinde birbirine yaklaştıkça, denetleyen ile denetlenen arasındaki mesafenin daralması ciddi olumsuz belirtiler veriyor.

Temel olarak fon krizine bu çerçevede baktığımızda üç olasılık beliriyor:

  1. Düzenleyiciler riski geç gördüyse ortada büyük bir denetim başarısızlığı vardır.
  2. Bazı aktörler siyasi ve bürokratik bağlantılar sayesinde denetimin zayıflamasından yararlandıysa düzenleyici kurumların ele geçirilmesi gündeme gelir.
  3. Fonlar, şirketler, finansal aracılar, siyasi bağlantılar ve denetim mekanizmasının bazı parçaları zaman içerisinde birbirini tamamlayan bir yapıya dönüştüyse tablo ağırlaşır ve düzenleyici kurumların bir ağ halinde etkisizleştirilmesi ortaya çıkar.

Bugün bu son ihtimalin hukuken kanıtlandığını söylemek doğru olmasa da ortaya çıkan ölçek, ilişkiler ağı ve müdahalenin zamanlaması bu ihtimalin ciddi biçimde araştırılmasını zorunlu kılıyor. İlişkiler ağında, bu süreçte kimlerin önünün açıldığı, kimlerin bunu görmediği, kimlerin görüp sustuğu ve müdahalenin neden geciktiği önem kazanıyor.

Tüm bunların sonucu yalın bir olasılık yaklaşımıyla sentezlenebilir: Yapı tesadüflerle büyümüşse ortada büyük bir denetim başarısızlığı vardır. Tesadüflerle büyümemişse sorun çok daha derindir. Sağlıklı bir soruşturmanın önemi burada ortaya çıkıyor. Böyle bir soruşturmanın para hareketleriyle sınırlı kalmaması, izin zincirine, denetim zincirine, sessizlik zincirine ve gecikmiş müdahale zincirine bakması, gelecekte oluşabilecek finansal krizlerde önceden önlem alınabilmesi bağlamında hayati önem taşıyor.

Çünkü düzenleyici kurumların görevi kriz çıktıktan sonra tasfiye kararı vermekle sona ermemektedir. Kriz ortaya çıkmadan önce toplumsal refahı korumaları esas onların görev tanımının çekirdeğini oluşturmaktadır.

E o zaman tüm bu sentezlerden sonra şu soruları soralım:

  • Denetlemekle görevli kurumlar görevlerini yaptı mı?
  • Ve onları kim denetledi?

✨ İlginizi Çekebilecek Haberler

Yorumlar (0)

Trend 10

En Çok Okunan 10 Haber

Günün en çok ilgi gören ve okunan haberleri