7 Ekim Saldırıları Sonrası İran'ın Caydırıcılık Stratejisinde Köklü Dönüşüm

| | 6 dk okuma (1,143 kelime)
7 Ekim Saldırıları Sonrası İran'ın Caydırıcılık Stratejisinde Köklü Dönüşüm

Hamas'ın 2023'teki saldırılarının ardından bölgedeki müttefiklerinin ağır darbeler alması ve doğrudan savaş tecrübesi, İran'ın caydırıcılık yaklaşımını temelden değiştirdi.

Hamas'ın 7 Ekim 2023'te İsrail'e yönelik düzenlediği saldırılar sonrası, İran'ın dini lideri Ali Hamaney bölgede dengelerin değiştiğini söyleyerek, düşmanların "direniş cephesi"nin yeni konumunu kabul etmek zorunda kalacağı bir gelecek tasavvuru ortaya koymuştu. Dini liderin o dönemki değerlendirmesine göre, Hamas'ın "Aksa Tufanı" adını verdiği saldırılar bölgesel güç dengesinde bir dönüşümün zeminini hazırlamıştı. Ancak bu beklenti daha sonra ciddi sınamalarla karşılaştı.

Aradan geçen sürede Suriye'de Beşar Esad yönetimi devrildi, Hamas ve Hizbullah ağır darbeler aldı; İran, İsrail ve ABD ile doğrudan savaş tecrübesi yaşadı. Tahran'ın nüfuzunu genişletmek ve savaşı sınırlarından uzak tutmak için kurduğu ağ, saldırıların ülke içine ulaşmasını engelleyemedi.

Bu gelişmelere karşılık İran, askeri kapasitesine ve coğrafi konumuna daha fazla ağırlık vermeye başladı. Füzeler, silahlı insansız hava araçları ve bölgesel ticaret yollarını aksatma kabiliyeti, Tahran'ın düşmanlarına maliyet yükleme çabalarında daha büyük bir rol üstlendi. Müttefik gruplar da bu hesapların bir parçası olmaya devam ediyor; ancak bu grupların üstlenebileceği rol ve ödedikleri bedel konusunda artık daha fazla soru işareti bulunuyor.

Savaş İran topraklarına kadar ulaştı

7 Ekim saldırıları öncesi İran'ın bölgedeki silahlı gruplarla kurduğu askeri ilişkiler, ülkenin güvenliğinin temel dayanaklarından biri olarak sunulan düzenlemelerin parçasıydı. Hizbullah'ın İsrail sınırlarındaki varlığı, Irak'taki İran yanlısı gruplar ve bölgedeki diğer müttefikler, İran ile yaşanacak bir çatışmanın çok cepheleme dönüştürülmesini mümkün kılıyordu. Suriye ise bu grupları birbirine bağlayan temel coğrafi halka işlevini görüyordu.

İran yetkilileri bu stratejiyi, Tahran'ın müttefik gruplarının sahip olduğu kapasitenin düşmanın İran topraklarına saldırmasını zorlaştıracağı düşüncesiyle hayata geçirmişti. Füze, SİHA ve diğer asimetrik savaş araçlarını geliştirerek hava gücü ve konvansiyonel silahlar bakımından üstün rakiplere karşı koymaya da hazırlanıyordu.

Uluslararası Kriz Grubu kıdemli İran analistlerinden Hamidreza Azizi, İslam Cumhuriyeti'nin askeri ve stratejik karar alıcılarının zihninde bölge ülkelerindeki "direniş ekseni" olarak bilinen grupların İran'a stratejik derinlik sağladığını belirtiyor. Bu sayede Tahran, askeri çatışma alanını kendi sınırlarından uzak bölgelerde tanımlayabiliyordu.

Bölgesel derinlik yaratmanın ötesinde, İran'a yakın grupların kullanılması, Tahran'ın düşmanlarıyla rekabetinin bir bölümünü "gri bölgede" yürütmesine ve bazı operasyonlardaki rolünün belirsiz kalmasına da olanak tanıyordu. Bu belirsizlik, karşılığın düzeyini ayarlamak ya da çatışmanın daha geniş bir savaşa dönüşmesini önlemek açısından ek manevra alanı sağlıyordu.

Ancak Gazze savaşının sürmesi ve İsrail saldırılarının genişlemesiyle birlikte bu düzenlemenin unsurları giderek zarar gördü:

  • Hamas ve Hizbullah'ın zayıflaması, İran'ın iki önemli müttefikinin kapasitesini sınırladı
  • Esad hükümetinin devrilmesi, Tahran'ın Irak ve Lübnan'daki nüfuz alanları arasındaki bağlantıları kolaylaştıran bir ülkedeki konumunu ortadan kaldırdı
  • Suriye'nin kaybedilmesi, "direniş ekseni" olarak bilinen yapının coğrafi erişim alanının önemli bir bölümüne darbe vurdu

Azizi, "Müttefiklerin kaybedilmesi ve coğrafi erişim alanının daralması birbirine bağlı iki süreçti ve İran'ın stratejik derinliğinin aşınmasına yol açtı" diyor.

Carnegie Orta Doğu Merkezi kıdemli editörü Michael Young ise İsrail'in doğrudan saldırılarının seyrine dikkat çekiyor: "Değişim 7 Ekim'in kendisiyle başlamadı. İsrail doğrudan İran'ı hedef almaya başlamasıyla başladı. İsrail'in stratejisi doğrudan çatışmaya yöneldikçe İranlılar kendi caydırıcılık kapasitelerine çok daha fazla dayanmaya başladı."

Nisan 2024'te İran'ın Şam'daki konsolosluk binasına yapılan saldırı ve bunu izleyen doğrudan saldırı karşılıkları, aynı sürecin parçalarıydı. Haziran 2025'teki 12 günlük savaş ve sonraki çatışmalar, savaşı İran sınırlarının dışında tutmaya yönelik stratejinin sınırlarını daha açık şekilde ortaya koydu.

Füzelere ve coğrafi konuma daha fazla bağımlılık

Doğrudan çatışmaların genişlemesiyle birlikte Tahran, düşmanın hesaplarını etkilemek amacıyla, doğrudan İran'ın kendi silahlı kuvvetlerinin kontrolünde olan araçları geçmişe kıyasla daha fazla kullanmaya başladı. İsrail'e ve ABD üslerine yönelik füze ve SİHA saldırıları ile deniz ticaretini hedef alan tehditler, savaşın maliyetlerini doğrudan çatışma alanının ötesine taşıdı.

Azizi, "Direniş ekseni artık İran'ın 'cezalandırma yoluyla caydırıcılık' stratejisini tamamlayıcı bir unsur olarak hareket ediyor. İran'ın füze kapasitesi ile coğrafi konumu, özellikle de Hürmüz Boğazı, bu stratejinin temelini oluşturuyor" diyor.

Hürmüz Boğazı konusunda konuşan siyaset bilimi profesörü Bernd Kaussler, düşük maliyetli ve gözden çıkarılabilir insansız hava araçlarının denizcilik şirketlerinde öyle bir korku yaratabileceğini belirtiyor ki, bu şirketler riski üstlenmek istemeyebilir. Boğazın coğrafi konumu, İran'a diğer ülkelerin ticaretini etkileme imkanı veriyor; aksamalar, gemilerin korunma maliyetlerini yükselterek armatörlerin, sigorta şirketlerinin ve petrol alıcılarının kararlarını etkiliyor.

Young, "Bugün İran'ın caydırıcılık denklemindeki temel unsur, füze ve insansız hava aracı kapasitesi ile Hürmüz Boğazı'nı kapatma yeteneğidir. İran artık kendi caydırıcılığını tanımlama ve uygulama sürecine çok daha doğrudan katılıyor" ifadelerini kullanıyor.

Yerli ve doğrudan kontrol edilen kapasitelere ağırlık verilmesinin iki sonucu bulunuyor:

  1. Karşılık verme sorumluluğunu müttefiklerin davranışlarına daha az bağımlı hale getiriyor
  2. İran'ı doğrudan eylemlerin maliyetleriyle daha açık biçimde karşı karşıya bırakıyor

İran'daki askeri komutanların doğrudan hedef alınması da bu çatışmanın yeni özelliklerinden biri oldu. Kaussler, Devrim Muhafızları'nın merkezi olmayan komuta yapısının, farklı birliklerin komutanlarının bağımsız kararlar almasına ve üst düzey komutanlar ile liderler öldürülmüş olsa bile saldırıları sürdürmesine imkan tanıdığını belirtiyor.

Daha farklı role sahip, daha yüksek maliyetli müttefikler

İran silahlı kuvvetlerinin savaştaki rolü değişirken, bölgedeki gruplarla ilişkileri de yeni koşullara uyum sağlıyor. Azizi, Tahran'ın operasyonel esnekliğinin bir kısmını yeniden tesis etmeye çalıştığını düşünüyor; bunu özellikle Irak'taki daha küçük gruplarla temaslarını artırarak ve bazı büyük örgütlerin faaliyetlerini küçük hücreler halinde yeniden örgütleyerek yapmaya çalışıyor.

Azizi'nin çizdiği yeni haritada Yemen ve Kızıldeniz'in önemi artmış durumda: "Coğrafi eksen Irak, Levant ve Akdeniz'den uzaklaşarak daha çok Irak, Yemen ve Kızıldeniz'e kaydı. Husilerin bugün İran'ın bölgesel politikasında oynadığı rol, 7 Ekim saldırıları öncesi Hizbullah'ın oynadığı role benziyor. Ancak aradaki fark, Husilerin çok daha geniş hareket serbestisine sahip olması."

Young ise şunları söylüyor: "Bu ittifaklar hala bir rol oynuyor ancak bu rolü yerine getirmenin maliyeti arttı. Hizbullah'ın bu yılki savaşta kullanılması hem örgüt hem de toplum açısından yıkıcı sonuçlar doğurdu. Ensarullah örneğinde de grubun Yemen'de kendi çıkarlarının peşinden gittiğini kabul etmek gerek. İran'la ilişkisi basit bir vekil güç ilişkisi olarak görülmemeli."

Körfez ülkeleri ve güvenlik hesapları

İran'ın komşusu olan Körfez ülkeleri, ABD güçlerine ev sahipliği yaptıkları için İran'ın füze ve insansız hava aracı saldırılarının hedefi hâline geldiler. Kaussler, bazı Körfez hükümetlerinin Tahran'la daha fazla uzlaşma yoluna gidebileceğini düşünüyor: "Bir ABD askeri üssüne ev sahipliği yapmak caydırıcılık sağlaması gereken bir şeydi. Ancak şimdi tam da bu varlık, İran'ın misilleme saldırıları için gerekli koşulları yaratmış durumda."

Öte yandan İran, komşularıyla ilişkilerin ötesinde küresel düzeydeki dostlarıyla bağlarını güçlendirmeye de özel önem veriyor. Rusya ve Çin'den sınırlı da olsa destek gördüğünü düşünen Tahran, bu ilişkilerin kendisine bir tür diplomatik koruma sağlamasını umuyor.

Nükleer alanda ise savaş deneyimi birbiriyle çelişen hesaplar yaratabiliyor. Saldırılara karşı kırılganlık daha sert seçenekleri savunanların argümanlarını güçlendirirken; yeniden yapılanmanın maliyeti, yeni saldırı riski ve ekonomik baskıyı azaltma ihtiyacı farklı bir yöne işaret ediyor.

Nükleer silah geliştirilmesi gerektiğini eskisine kıyasla daha rahat ve daha yüksek sesle dile getiren çevrelerin giderek görünür hâle geldiğini söylemek mümkün. Ancak mevcut analizler ne nükleer silah üretme yönünde kesin bir karar alındığını ne de önceki yaklaşımın sürdürüleceğini kesin olarak ortaya koyabiliyor.

Üç yılın sonunda netleşen tablo

7 Ekim saldırılarının üzerinden üç yıl geçtikten sonra, İran'ın araçlarını nasıl kullandığındaki değişim, bu değişimin nihai sonucundan daha net bir şekilde görülebiliyor. Tahran, bölgesel derinliğinde yaşadığı aşınmayı telafi etmek için çatışmanın daha büyük bir kısmını doğrudan üstlenmiş ve savaşın maliyetlerini, ABD ve İsrail'in askeri üstünlüğünün tam koruma sağlayamadığı alanlara taşımaya çalıştı.

Ancak bu kapasiteyi kalıcı güvenliğe dönüştürebilmek için İran hâlâ yalnızca füze ateşleyerek ya da deniz ticaretini tehdit ederek aşamayacağı kısıtlarla karşı karşıya. Bölgedeki müttefik güçler ağını genişletmeye ve güçlendirmeye dayanan stratejinin en somut sonucu ise, savaşın ülke sınırlarından uzak tutulması hedefinde başarısız olması oldu. Bugün ortaya çıkan yeni yapılanmanın benzer çatışmaların yeniden İran topraklarına taşınmasını engelleyip engelleyemeyeceği konusunda da ciddi soru işaretleri bulunuyor.

✨ İlginizi Çekebilecek Haberler

Yorumlar (0)

Trend 10

En Çok Okunan 10 Haber

Günün en çok ilgi gören ve okunan haberleri